Ne yaparsan yap yakalayıp, deneyimleyemeyeceğin şeyler var. Mesela geçmiş jenerasyonların deneyimleri, gelecek jenerasyonun hayalleri. Bunları sadece tarih kitaplarından okuyup ve ancak bir romandan alabileceğin türden bir kitabi bilgi olduğunu göreceksin, gelecekle ilgili hayaller anlatıldığında belki kabaca anlamaya meyledebilecek, hayal gücünün sınırında sadece arkasından bakacaksın gidilecek o yolun. Ama şu an parçası olduğun jenerasyonu bizzat deneyimleyen, hatta bizzat bu deneyimi yaratanlardan biri olarak ne yaratıyor neyi tecrübe ediyor, nerelerden sınanıyor olduğuna gözünü dikip bakabilirsin.
Burada yaşayacağın zamana bağlı kılınmış bir kabiliyetle sınırlıdır üstelik bu algı ve anlayışın. İstediğin kadar bilgiyi oku, dinle, yaşamın içinde dönemsel olarak bağlı olduğun grup, toplum ve akranlarınca beraber deneyimlemediğin sürece, bu edindiğin hayata ait bilgi hiçbir zaman tamamen içselleştirebileceğin bir hal olamıyor. Ancak fikrin olabiliyor.
Fransız ihtilalinin bütün akışını satır satır analiz edebilen, ama asla orada o bariyerlerin arkasında, mücadele etmemiş biri gibi.
Kuşaklar arasındaki bu fark, içselleştirilemeyen ve kendini sürekli bir üst hale göre yenileyen hayat akışıdır kısaca. Bu döngü hayatın devinimine ve inşasına katkı için devredilen, hayatın bizzat kendi bilincidir. Her yeni jenerasyona yüklenen bu yeni bilinç ve görev kodu, kendinden bir önceki jenerasyonla araya en hafifinden farklı bir zemin sunar, aynı düzlemden tam olarak birbirini göremeyen.
Tabiki bu satırlardan hiçbir zaman geride kalanın eksik, yetersiz olduğu anlaşılmamalı, sadece görevlerin ve amaçların farklılığı, deneyimlerin değişikliği, hayatı bir üst noktaya taşıyabilmek için bir hiyerarşi getiriyor bu düzen içinde. Aslında düşünüldüğünde en temelde her jenerasyona aynı kod yükleniyor, kendinden bir sonrakine, gerekli olan alana ulaşabilmesi için yeterli desteği vermek.
Kimi zaman bu yumuşak bir destek, kimi zaman ağır bedeller ödemek. Eninde sonunda zamana karşı bir sonrakinin kadranlarını çalıştıran bir devinimi başlatmak. Bunca gelip giden insanın, dönemin, toplumun birbirinden tamamen bağımsız, tesadüfi bir buluş, icat, algı içinde yaşadığını düşünmek, bunun kendi içinde bir devamlılık olmadığına veya olanın bunlara rağmen olduğuna inanmak kolay yol olur.
Benim davetim, kendi jenerasyonuna bakıp, neleri aşmak zorunda kaldığını düşünmen, neyin mücadelesi, neyin içsel çekilmesi peşine düştüğünü fark etmendir. Bu kimi jenerasyonda, kendini bir dengeyi bulma kavramıyla ortaya koyarken, bir diğerinde feda etme olarak ortaya çıkar, kimi özgürlük deneyimi için buradadır, kimi savaşmaya, bölmeye gelir ki bir sonraki jenerasyon mesela, toprak ananın değerini öğrenmeye gelir ardından buraya.
Bu devamlılığın, bilinçli sorumluluğunda, gölge tarafını devreye sokup, bir sonraki jenerasyonu kontrol edebileceğini sanan her eks jenerasyon bunu başaramayacağı gibi, bireysel huzurundan da vazgeçtiğininin de garantisini vermiş olur bu pazarlıkta. Bir elektrik devresindeki akımın devamlılığını sağlamak, her bir bölümünün ayrı ayrı ve bir arada nasıl ki görevi ise, bu toplumsal devinimin kendimize düşen kısmını yerine getirmek ve devamlılığı sağlamak da her jenerasyonun kendi görevidir.
Ve sonunda kendi görevini layıkıyla yerine getiren her bölüm, tıpkı elektrik devresinde olduğu gibi, aydınlığı beraberce paylaşmış olacaktır zaman karşısında.
Yazıyı dinlemek isterseniz